...
Bazı tarihçiler II.Dünya Savaşı'na bilim adamlarının savaşı demişlerdir. Bilim derin bir matematik bilgisi gerektirdiğinden, buna aynı zamanda matematiğin savaşı da denilebilir. Ve bu savaş, Princeton'daki matematik cemiyetinin yeteneklerini ortaya çıkartmıştı. Princeton'lı matematikçiler şifreleme ve şifre çözümü ile uğraşmaya başlamışlardı. Şifrelemedeki bu büyük buluş ABD'nin Midway Adası'ndaki büyük savaşı kazanmasına yardımcı oldu. Bu savaş ABD ile Japonya arasındaki donanma savaşının dönüm noktası olmuştu. Princeton'lı doktor Alan Turing ile Bletchley Park'taki takım arkadaşları Almanya'ya sezdirmeden Nazi şifresini çözmüşler ve böylece Atlantik'te kontrolü ele geçirmek için yapılan denizaltı savaşının gidişatını bütünüyle değiştirmişlerdi.
Oswald Veblen ile iş arkadaşları Aberdeen Deney Bölgesi'nde balistik bilimini yeniden yazmışlardı. Harvard'dan enstitüye yeni transfer olan Marston Morse da, levazım ve mühimmat dairesi başkanlığı için benzer bir girişime öncülük etmişti. Bir başka matematikçi, Princeton'lı istatistikçi Sam Wilks, bir önceki günün verilerine bakarak Alman denizaltılarının günlük konumları hakkında tahminler yapıyordu (Bu konuda örnek bir sorum ve açıklaması İstatistik Ne İşe Yarar? adlı makalemde bulunabilir).
En çok silah konusunda silah konusunda katkıda bulunuluyordu: radar, kızılötesi dedektörler, uçak bombası, uzun menzilli füzeler ve torpidolar. Yeni bir silah yapmak son derece pahalıydı. Ordu, matematikçilerin bu silahların etkisini arttıracak yeni metodlar ve en verimli kullanım yollarını bulmalarını istiyordu. Ordunun istediği harekât araştırması sistematik bir şekilde sayılarla uğraşmayı gerektiriyordu. İstenilen şiddette zarar verebilmesi için bir bombada kaç ton patlayıcı bulunmalıydı? Uçaklar ağır silahlarla mı donanmalı yoksa daha hızlı uçabilmeleri için savunma sistemlerinden mi arındırılmalıydı? Ruhr bombalanmalı mıydı, bombalanacak ise kaç adet bomba kullanılmalıydı? Tüm bu sorular matematik bilgisi gerektiriyordu.
Tabi ki en büyük katkı atom bombasına yapıldı. Princeton'dan Wigner ile Columbia'dan Leo Szilard, imzalaması için Einstein'a götürdükleri bir mektup yazmışlardı. Bu mektupta, Berlin'deki Kaiser Friedrich Enstitüsü'nden Otto Hahn adında Alman bir fizikçinin uranyum atomunu parçalamayı başardığını anlatarak başkan Roosevelt'I uyarıyorlardı. Danimarka'ya kaçırılan Avusturyalı Yahudi Lise Mietner, buluşlardan bir atom bombası yapılması için gerekli olan matematiksel hesapları göstermişti. Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, 1939'da Princeton'u ziyaret ederek haberleri aktarmıştı. Davies, "Onların, bu yeni bilginin askeri uygulamalarını Amerikalı meslektaşlarından daha iyi sezinlediklerini" yazmıştı. Roosevelt bu mektuba, 1939 yılının ekim ayında uranyum konusunda bir danışma kurulu toplayarak karşılık vermişti. Bu olay sonradan Manhattan Projesi adını alacaktı.
Savaş, Amerikan matematiğini geliştirip güçlendirmiş, siyasi göçmenlere destek olanları haklı çıkarmış ve matematik alemine savaş sonrası ganimetten bir pay vermişti. Savaş yeni teorilerin gücünü kanıtlamakla kalmamış, aynı zamanda tahminler üzerine geliştirilen matematiksel analizin üstünlüğünü göstermişti. Atom bombası Einstein'nın, daha önceleri Newton mekaniğinin düzeltmesi olarak kabul edilen İzafiyet Teorisi'ne müthiş bir prestij kazandırmıştı.
Princeton'ın, Amerikan toplumunda yeni statü kazanan matematik sayesinde işleri tıkırında ilerliyordu. Topoloji, cebir, sayılar kuramı, bilgisayar teorisi, uygulamalı araştırma ve oyunlar kuramı alanlarında en önde yer alıyordu. 1948 yılına gelindiğinde içtenlik ve iyiniyet duyguları 1930'ların kaygı ve hüsranlarını silip süpürmüştü. Fen ve matematik, daha iyi bir savaş sonrası dünya için anahtar sayılıyordu. Birdenbire hükümet, özellikle de ordu, araştırmaya para harcamak istemişti. Gazeteler bu haberi duyurdu. Savaştan sonra ilk defa dünya çapında bir matematik kongresi için planlar yapılıyordu.
...
Akıl Oyunları, Sylvia Nasar, Altın Kitaplar |